Eğitim Portalı
Emepya Eğitim Metodları Proje Yarışması
Son Eklenen Dosyalar
Fotoğraf Galerisi
Peygamberimizin Sevdiği Yiyecekler
Peygamberimizin Sevdiği Yiyecekler

Peygamberimizin Sevdiği Yiyecekler


 

Peygamberimizin Sevdiği Yiyecekler

 

 
19.06.2006

Allah Resûlü’nün Sevdiği Yiyecekler

Nebiler Sultanı, Fahr-ı Kâinat Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem). O'nun hürmetine bu kâinat yaratıldı. O'nun dünyaya gelmesi için Hazreti Adem cennetten çıkarılıp, yeryüzüne gönderildi. Nuh Tûfanı'ndaki sular O'nun nurunu taşıdı. Hazreti İsmail, O'na dede olmak için kurban edilmedi. Hazreti İsa “Ben gidiyorum tâ ki O gelsin” dedi Efendiler Efendisi'ni işaret ederek. Biz, âhir zaman ümmetiyiz. Evet, her ne kadar tam olarak hakkını veremesek de Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)'e ümmet olma gibi bir şerefe nâil olmuşuz. Peki, ne kadar seviyoruz O'nu? Daha doğrusu herşeyden daha çok sevecek kadar tanıyor muyuz? Maalesef, iyi tanımıyoruz, hayatını iyi bilmiyoruz kendi peygamberimizin. Bu nedenle ne nefislerimizden, eşlerimizden, çocuklarımızdan önde tutuyor, ne de sünnetine ittibâ ediyoruz. “Ey Resulüm, de ki: “Ey insanlar, eğer Allah'ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin...” diye ferman ediyor Kur'an-ı Kerim. Üstad Hazretleri'nin dediği gibi bu âyet şunu ifade ediyor “Eğer Allah'ı seviyorsanız, Habîbullaha uyacaksınız. Ona uyulmazsa demek ki Allah'ı sevmiyorsunuz”.

Dinin ikinci temel kaynağı Efendimiz'in sünnetidir. Bu sünnet, âyetlerdeki mücmel yerleri tefsir eder, âmm yerleri tahsis eder, mutlak yerleri takyid eder. Meselâ, Efendimiz'in tatbikâtı, tafsilâtı olmasaydı Kur'an'da çok geçmesine rağmen namaz gibi bir ubûdiyette şaşırır kalırdık, nasıl ikâme edilir, nasıl yapılır bilemezdik. Evet, sünnet çok önemlidir. Sünnet; “Efendimiz'den söz, fiil ve takrir olarak sâdır olan herşey” diye târif edilir. İşte sünnet, umûmî mânâda Allah Resûlü'nün hayat-ı seniyyesi demektir. Bu güzîde hayat en ince ayrıntısına kadar bilinmelidir; bilinmelidir ki Allah Resûlü herşeyden çok sevilsin. Evet, Allah Resûlü'nün ne yiyip, ne içtiği dahi O'nun ümmeti olmamızdan dolayı bizim için bir şeyler ifade etmelidir. Biz de kütüb-i tis'a diye meşhur en önemli 9 hadis kitabını (Buhari, Müslim, Tirmizî, Nesâî, Ebu Davud, İbn-i Mâce, İmam Mâlik b. Enes, İmam Ahmed b. Hanbel, Dârimî) genel olarak tarayarak Efendimiz neyi sever, neyi sevmez, ne yenilmesini tavsiye eder, bu konularla alâkalı birkaç hadisi serdetmek istedik.

Hurmanın, Allah Resûlü'nün hayatında önemli bir yeri vardı ve sanki temel ihtiyaç maddeleri sıralamasında ilk yeri o almıştı. Bir gün Hazreti Aişe'ye hitâben “Yâ Aişe! Bir evde hurma yoksa o evdekiler aç demektir” diye buyurmuştu. Kendilerinin evinde de bazı zamanlar hurmadan başka bir şey bulunmazdı. Hazreti Aişe'nin beyanıyla “Bir ay boyunca evimizde ocak tütmezdi” kendisine “Ne yerdiniz?” diye sorulunca da “Esvedeyn yani hurma ve su” derdi. (Burada bir açıklama yapmakta fayda mülâhaza ediyoruz. Esvedeyn kelimesini, Türkçe'ye tercüme ederseniz “iki siyah” diye tercüme edilir. Hurmanın siyah olduğu müsellem fakat su nasıl siyah oluyor diye bir sual akla gelebilir. Bu, Arapça'da “ta'lib tarîki” denen bir dilbilgisi kuralı ile alâkalıdır. Mevcut konumları itibâriyle mefhum ve mazmun olarak birbirine yakın olan iki şeyden birisi, baskın olan diğerinin içinde ifade edilir. Buna en iyi örnek, günlük hayatımızda sıkça kullandığımız anne-baba mânâsındaki “ebeveyn” kelimesidir. Burada, baba mânâsındaki “eb” kelimesi anne kelimesini de kuşatacak şekilde ifade edilmiştir. Yoksa ebeveyn kelimesini, “iki baba” şeklinde tercüme etmek hatalı olur.) Yine Hazreti Aişe'den gelen başka bir rivâyette “hilal bir defa görünür, bir defa daha görünür yine ocakta bir şey pişmezdi” ifadesi de vardır. Efendimiz'in kendi elleriyle diktiği, halk arasında Medine hurması olarak da bilinen Acve hurmasının da birçok faydası vardır. Sa'd b. Ebi Vakkas'ın rivâyet ettiği bir hadiste "Bir kimse her gün sabahları aç karnına yedi tane Acve hurmasından yerse, o gün içinde o kimseye ne zehir, ne sihir zarar verir" buyurulmaktadır. Başka bir hadisde Efendimiz, “Acve hurması, cennettendir ve zehire şifadır” diye buyurur. Çok ilginçtir, Abdullah b. Cafer'den gelen bir rivâyette Efendimiz'in taze hurma ile acur yediği ifade edilir. Sebebini de Allah Resûlü “Karşılıklı olarak birbirlerinin hararetini alırlar” diye açıklar.

Katık denilince, ekmekle beraber yenebilecek her hangi birşey aklımıza gelir. Efendimiz'in beyanıyla "Katığın efendisi tuzdur". Başka bir hadiste, “Sirke ne iyi katık!” diye buyurarak yemekte ekmekle beraber yenecek en güzel şeylerden birinin de sirke olduğu zikredilir. Birgün, Hazreti Cabir'in evine konuk oluyor. Hazreti Cabir, sirkeden başka, ekmeğin yanında bir şey olmadığını söyleyince Efendimiz, sirkenin çok iyi bir katık olduğunu beyan buyuruyor. Hazreti Cabir, “Allah Resûlü'nden bunu duyduğumdan beri sirkeyi ben de seviyorum” diyor. Aynı hadisi Hazreti Cabir'den nakleden Ebu Süfyan Hazretleri de “Ben de bu hadisi Cabir'den duyduğumdan beri sirkeyi seviyorum” diyor. Efendimiz, ayrıca zeytinyağı yemeği tavsiye eder ve onun mübarek bir ağaçtan çıktığını söylerdi.

Efendimiz, eti "Dünya ve cennet ehlinin yemeklerinin efendisi" diye tarif ederdi. Yine O'nun beyanları içinde “Etin en güzeli (hayvanın) sırt etidir”. Efendimiz, et yerken mübarek dişleri ile kopararak yerdi. Hayvanın ön butları çok hoşuna giderdi ve fıtrat-ı nezîhânesinden olsa gerek arka kısmını yemezdi. “Kadid” denilen güneşte kurutulmuş et ve “serid” denilen ekmek-et karışımı sulu bir tür yemek ki bugün tirit olarak da bilinir, Efendimiz'in yediği et yemekleri arasındaydı. Ayrıca Efendimiz'in tavuk eti yediği de vâkîdir.

Kabağın, Allah Resûlü'nün lezzet listesinde çok ayrı bir yeri vardı. Hazreti Enes, Efendimiz'in kabağı çok sevdiğini söyler öyle ki yemek geldiğinde yemekteki kabakları Efendimiz'in önüne topladığını ifade eder. Başka bir hadiste de, Efendimiz'in bizzat kendisinin yemekteki kabakları seçtiği ifade edilir ve buradan da bunun bal kabağı değil de normal yemek kabağı olduğu anlaşılır. Her insan kabak sevmeyebilir fakat şeklî, sûrî dahi olsa ona karşı alâka duymak gerekir. Kabağın cennette ayrı bir karşılığı olabilir ve orada farklı bir şekilde sunulabilir. Bazı âlimler bu meselenin üzerinde ciddiyetle durmuş ve Efendimiz'in kabağı bu derece sevmesine rağmen ben sevmiyorum diye kestirip atan biri küfür lafzı telaffuz etmiş olabilir demişler.

Meyveler arasında da narı severdi Efendiler Efendisi. İbn Abbas Hazretleri'nden gelen bir hadiste Efendimiz'in, Arafat'ta kendisine ikram edilen narla iftarını yaptığı belirtilir. Başka bir hadiste, Efendimiz “Nar yiyin, o mideyi temizler, rahatlatır” diye buyurur. Efendimiz'in yenmesini tavsiye ettiği meyvelerden biri de ayvadır. Hazreti Talha naklediyor; “Elinde ayva vardı. Bana: "Ey Talha! Şunu al! Çünkü bu, kalbe rahatlık verir" diye buyurdular”. Allah Resûlü, tatlı olarak balı ve helvayı sever, içecek olarak da soğuk şerbeti tercih ederdi.

Efendimiz, bazı yiyeceklerin bazı zamanlar yenmesini kerih görmüştür ki soğan, sarmısak ve pırasa bunlardandır. “Bu yiyeceklerden birisini yiyen mescidimize yaklaşmasın” diye buyurmuş ve kendisine ikram edildiğinde de “Ben sizin görüşmediklerinizle görüşüyorum” demiş. Başka bir rivâyette de “Ben arkadaşıma (meleğe) ezâ vermek istemem” ilâvesi vardır. Bu hadislerden anlaşılıyor ki Efendimiz, ruhânilerle beraber olduğu için sarmısak, soğan gibi yiyeceklerden uzak durmuş fakat illet olarak sadece bunu göstermek yeterli olmayabilir. Çünkü O, imamdı, devlet başkanıydı, komutandı yani her zaman halkla içiçeydi. “Mescidimize yaklaşmasın” ifadesindeki sır da bu olsa gerek. Bu tür yiyecekler mümkünse toplum içine çıkılmayacak zamanlar da yenilmeli, ağız ve dişler güzelce temizlenmelidir. Biz, soğanı birçok yemekte kullanıyoruz, acaba burada kastedilen çiğ soğan mıydı? Evet, başka hadislerde de “soğan yemeyin” ibâresinden sonra Efendimiz'in “yani çiğ soğan” dediği belirtilir. Ayrıca Hazreti Aişe de, “Allah Resûlü'nün en son yediği yemekte soğan vardı" diyerek konuya açıklık getirmiştir.

Hazreti Sahib-i Şeriat, sadece ibadet hayatını değil bütün bir hayatı tâlim için gönderilmişti. Bu nedenle O'nun âdab kabîlinden olan yemek, içmek, uyumak gibi fiilleri de bu tâlim sahasına girmektedir. Bu konularda Efendimiz'e muhalefet edip, uymayanlar günah kazanmaz ama büyük bir sevaptan mahrum kalacaklarında da şüphe yoktur. Bidatların ve hurâfelerin her tarafı sardığı şu günümüzde O'nun sünnetine ittibâ hadisin ifadesiyle “yüz şehit sevabı” kazanmaya vesile olur. Üstad Hazretleri'nin 11. Lema'daki beyanları içinde “Hattâ en küçük bir muamelede, hattâ yemek, içmek ve yatmak âdâbında Sünnet-i Seniyyeyi mürâât ettiği dakikada, o âdi muamele ve o fıtrî amel, sevaplı bir ibadet ve şer'î bir hareket oluyor .... İşte, bu sırra binâen, Sünnet-i Seniyyeye ittibâı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir, bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir”.

Fatih Harpcı

(www.herkul.org internet adresinden alınmıştır.)


Tarih:01.07.2010 17:27:57 Kez okundu.244


Bookmark and Share Diğer Makaleler

Dizin1
Dizin1
Dizin1
Eğitim Portalı Eğitim  Portalı Samanyolu Eğitim Kurumları Samanyolu Eğitim Kurumları & Atlantik Eğitim Kurumları Atlantik Eğitim Kurumları nın Katkılarıyla Yayınlanmaktadır.
Güncel Haberler