Samanyolu Eğitim Kurumları Atlantik Eğitim Kurumları
Ana Sayfa
Zümre Sayfaları
ÖSS Hazırlık
SBS Hazırlık
Eğitim Haberleri
Bilgi Yarışması
Bilim Sergisi
Bilim Olimpiyatları
Bilimsel Projelerimiz
Başöğretmen Atatürk
Enstalasyon Sergimiz
Düşünce Sepeti
Tarih Sayfaları
Resim Galerileri
Akademik Takvim
Duvar Kağıtları
Download
Bize Yazın



2009 - 2010 Anadolu Lisesi 12. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009 - 2010 Anadolu Lisesi 11. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009 - 2010 Anadolu Lisesi 10. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009 - 2010 Anadolu Lisesi 9. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009 - 2010 Fen Lisesi 12. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009 - 2010 Fen Lisesi 11. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009 - 2010 Fen Lisesi 10. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009 - 2010 Fen Lisesi 9. Sınıf Kimya Dersi Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: kimya
2009-2010 - 9. Sınıf Fizik Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: fizik
2009-2010 - 10. Sınıf Fizik Yıllık Planı
Tarih: 27.09.2009  Zümre: fizik

Düşünce Sepeti
Kan Kardeşim
Kalkınmak mı Yok Olmak mı?
Beklenmedik Anlar...
Korkuyorum
Keçeli Kalem
Bütün Yazılar

Tarih Sayfaları
Bir Anlık Gaflet
Dikenli Yolda Yürümek
2. Selim' den 3. Murat' a
Her Şey Vatan İçin
II. Murat
Bütün Yazılar

2009 - 2010 Eğitim ve Öğretim Yılına Ait Yıllık Planlar

 

 

Felsefe Zümresi --> Felsefe Olimpiyatları

.:: Tarih : 17.03.2004 ::.  




Felsefe Nedir? (7. Yazı)

Kutay Bezgi - Antalya Akdeniz Koleji

Felsefe, herhangi bir konunun “istenildiği gibi” açıklaması değil,
belirli sorunların, belirli konuların “temellendirilmiş” çözüm ve
açıklamasıdır.”
Arda Denkel. Bilginin Temelleri.
Metis Yayınları,İstanbul 1984, s.124

Felsefe Nedir?

Bana verilmiş olan tanımda felsefeye ait belli özellikler var. Yazımda bunları inceleyip eleştireceğim ve bu özelliklere yenilerini katmaya çalışacağım.

Herhangi bir konunun istenildiği gibi açıklaması değil... “Öncelikle her konu, felsefe konusu olabilir mi?” sorusunu ele alalım. Evet, felsefe insana aittir, insan içindir. İnsan, Marx’a göre bir sıçrama gerçekleştirmiş, yaratarak, üreterek, iletişim kurarak bilince ulaşmış, düşünme yeteneğine kavuşmuştur. (yaratmak, üretmek, iletişim kurmak ve bilince ulaşmak arasında diyalektik bir etkileşim vardır. AÛB) . Böylece insan biyolojik varlığına bilinci katmıştır. Prof.Dr. Ali Demirsoy verdiği bir örnekte şöyle der: “Primatlar içinde yalnız, insan, konulduğu, besin bulduğu ve sınırlandığı geniş odayı, bunun ötesinde ne olduğunu merak ederek araştırmaya çıkar. Bu uğurda büyük çaba gösterir. “Bilinci olan, merak eden bir yaratık var olmuştur uzun süren evrim sonucunda. Bunları kullanarak düşünme eylemine girişir. “Felsefe hayat üzerine düşünmektir” denir. İnsanın aklına gelen her soruya felsefe ile bir yanıt aranabilir; ancak her yanıt felsefi bir yanıt değildir. Doğa bilimleri sorulara bilimsel yöntemi kullanarak, gözlem ve deney yaparak yanıt verir; dinler insanlara kolayca inanacakları, doyurucu güzel masallar anlatırlar; Kimileri şeyhim en doğrusunu bilir der, kimileri Führer sizin için düşünür der. Bu yanıtların dayandığı felsefeler olabilir ama yanıtların kendileri felsefe değildir.

“Belirli Soruları, Belirli Konuların”
“Felsefe ne değildir?” sorusundan, “felsefe ne olabilir?” sorusuna geçelim. İnsan zorunlu olarak merak eder. Merak, kafamızda yığınla soru doğmasına yol açar: “Varlık nedir? Doğru bilgiye ulaşılabilir mi? Güzellik nesnel midir?” gibi pek çok soru doğar. Ama burada bir aksama yok mu? Örneğin Sofistlerin, ahlaka, topluma bakışlarını, varlık anlayışlarını birbirinden ayırabilir miyiz? Sokrates’in bilgi anlayışını, ahlak anlayışından; Marx’ın tarihsel materyalizmini, diyalektiğinden; Sartre’ın varlık anlayışını, ahlakından ayırabilir miyiz? Bence bu yüzden felsefeyi sorulara ya da konu başlıklarına göre değil, tarihsel olarak ve filozofa göre incelememiz gerekiyor. Tarihsel koşulların ortaya çıkardığı insanı, dolayısıyla onun felsefeyi biçimlendirmesini bir tarafa bırakamayız, çünkü onu yaratan insandır. Bütün felsefeler kendi içinde tutarlıdır ve onları yaratan insan (birey olarak filozof) pek çok konuda görüş bildirir. Bir “soru”ya verdiği yanıtın dayandığı görüş, diğer konulardaki görüşleri ile çelişmez. Örneğin: Platon’un İdealar Kuramı onun güzellik anlayışının da, adalet anlayışının da temelini oluşturur. Sofistler’in yalnızca “insan her şeyin ölçüsüdür” ilkesini bildiğimizi düşünelim. Bu temelden hareketle onların ideal bir devlet, herkes için geçerli bir ahlak olamayacağı görüşünü çıkarmanın mümkün olduğunu söyleyebileceğimizi ileri sürmek pek yanıltıcı olmaz. Yine de felsefe ve soru ilişkisini yadsıyamayız. Elbette felsefeyi doğuran sorulardır. Soru sormadan, kuşku duymadan, var olan her şeyin gerçek, bize verilmiş bütün yanıtların doğru olduğunu kabul edersek, felsefe yapamayız. W.James “Felsefe karın doyurmaz ama ruhu doyurur” demişti. Bu ruhumuzdaki açlık, devamlı sorular soran o küçük çocuk, o önüne konan her şeyi sorgulayan, hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda huysuzlanan yaramaz, içimizde yaşamıyorsa felsefeden haz, doyum, kazanım beklemek yararsızdır. Sorulan sorular tarihsel süreç içinde ilerledikçe artar. Oysa verilen yanıtlardan tatmin olmak hiçbir zaman gerçekleşmez. Eski sorulara yeni yanıtlar ve devamlı üretilen yeni sorular... Felsefe devamlı soru üreten bir makine gibidir. Maddesel neden, beynin yarattığı merak; ereksel neden, yanıt bulma ihtiyacı; hareket ettirici neden, filozof (yani insan); formel neden, felsefenin niteliğidir.

“Temellendirilmiş” Çözüm ve Açıklama”
“Hayat akan bir sudur/Alem umman kızım/Hayatın aslı budur/Gayrısı yalan Kızım” diyen bir şair ya da “Ölümdür tek başına yaşanan, aşk iki kişiliktir” diyen başka bir şair hayat üzerinde düşünmekte, bir üretim yapmaktadır. Nazım Hikmet’in “Behey Berkeley” adlı şiirini ele alalım. Burada Berkeley’in kişiliği ve felsefesi eleştirilmektedir. Ancak eleştiri “fikri, maddeden üstün tutan bütün felsefelerin kaderidir bu” gibi bir zemine oturtulmaktadır.

Bu üç örnekte de düşünceler kanıtlanmaya çalışılmamıştır. Eleştiriler rasyonel bir temelden çı-kartılmamıştır. Bir çıkarım yapılmış olsa bile bu eserde yansımamaktadır. Böyle olması doğaldır. Sanatçının görevi güzellikler yaratmaktır kanıtlar değil. Bu yüzden Ataol Behramoğlu için, Nazım Hikmet için iyi şairler demek doğrudur. Oysa bu kişilere filozof demek yanlış olur. Temellendirme felsefede tartı-şılır bir kavramdır. “Bilgi temellendirilebilir mi” sorusu bilgi felsefesinin sorularından biridir. Daha doğrusu “Bilgi temellendirilebilir mi” sorusundan çok “Temel ne kadar sağlam olacaktır” dır önemli soru. Bilinemezcilere göre yanıt “hiç”tir. Sofist Gorgias, ”Bir şey bilinemez, bilinse bile başkalarına aktarılamaz” der. Solipsizmin yani evrendeki tek varlığın biz olduğu ve geri kalan her şeyin bizdeki yanılsamalar olduğu iddiasını çürütmek kolay mıdır? Örneğin Descartes, “Şüphe duyduğumdan şüphe edemem” diyor. Bu önermeyi doğrulamak mümkün mü? Mutlak bir şüpheciliğe düşmemizi ne engelleyebilir? Rasyonalistler, bilgiye ulaşırken mantıksal çıkarımları kullanırlar. Ve belitlerin doğuştan var olduğuna inanırlar. Mantık yasalarından nasıl emin oluruz? Ya öncüllerimiz yanlışsa? Empiristler deneyimi koyuyorlar bilginin temeline, duyularımıza güvenebilir miyiz? Ya Berkeley haklıysa, yani yalnızca algılarımız varsa? David Hume’un eleştirilerine karşı Kant’ın insan zihninde var olduğunu söylediği apriori kategoriler bize deva olabilir mi? Her şeyin ölçüsü insan ise, elimi kolumu bağlayan şüphecilikten, filozofların çelişkili rehberliğinden kim kurtaracak beni? Sorduğum pek çok soruyu pragmatistler de sormuştu. W.James’in verdiği anıt şuydu. “Evrende hiçbir genel geçer doğru, zamandan öte bir gerçek yoktur. Bir kuramın doğruluğu problem çözme yeteneği ile sınanır.” Yani temellendirmelerimizin sağlam bir temele oturtula-mayacağını (Platon nesneler hakkında bilgi edinemeyeceğimizi onların özleri olan değişmez idealar hakkında bilgi edinebileceğimizi söylemişti) şüpheciliğin hep var olacağını bilmeliyiz. Bu yüzden felsefe de sorunlara geçici çözümler sunmaktadır. Felsefenin açıklamaları vardır ancak mutlak doğruları yoktur. Bilim tüm bu soruları sormadan başlar işe, ona göre görünen gerçek doğrudur. Bilimsel maddeciliğin de çıkışında bu ilke vardır. İsterseniz her şeyden şüphelenin, bu sizi bir yere ulaştırmaz. Marksist pratik ilkesini Engels şöyle açıklıyor: Gözlemlenen olay insan tarafından yinelenebiliyorsa (deney) çıkardığımız sonuçlar insanın doğayı egemenliği altına almasına yardım ediyorsa, insanın yararına sonuçlar veriyorsa doğrudur.

Bütün bunları sıralamaktaki amacım “temellendirilmiş çözüm” ifadesini eleştirilebileceğini göstermek içindir. Çünkü “temellendirilmiş çözüm” ifadesini mutlak doğruların dayanağı gibi algılanırsa farklı filozofların farklı temelendirmeleri karşısında birinin (ya da hiçbirinin) doğru, diğerlerinin yanlış olduğunu söylemek gibi bir yanılsamaya düşebiliriz. Bu da felsefenin tanımı ile çelişir.

Son Söz
Felsefe de ne kadar uğraşırsak uğraşalım, her şeyi kesin çizgilerle tanımlayamayız. Herhangi bir soruya felsefi bir yanıt ararken de “felsefe nedir” sorusuna yanıt ararken de böyledir bu. “Felsefenin özü nedir” sorusuna pek çok yanıt verebiliriz. Ama özlerin bizim düşüncemizin dışında bir varlıkları yoktur. Felsefenin kendisini tanımlamak da yolda olmayı gerektirir (Jaspers). Bu, Felsefenin özü hakkında da sürekli değişmeyi, yeni soruları gündeme getirmeyi gündemde tutar. Ben kendi hesabıma buna “ yoldan çıkmaktır” derim. Bununla felsefenin sorgulayıcılığını, her şeyi olduğu gibi kabul etmeyişini vurgulamak isterim. Sartre’dan yararlanıp felsefe insanın kendi değerlerini (yolunu) yaratma çabasıdır da diyebilirim. Çünkü o, yalnız ve tek başınadır. Tanrısı olmadığı için onun özünü tasarlayan da olmamıştır. O, felsefeyle kendi özünü yaratır. Felsefe bizim güdenin arkasından gitmek değildir. Bu yüzden felsefeyi koyunlar değil “insanlar” yapar. Filozof yolda olduğunu bilir, ama yolu üzerinde düşünür, neden bu yolu izlediğini düşünür ya da bu yolda ilerleyişinin neden bir zorunluluk olduğunu düşünür. Belki de o yolda yürümek istemez, yolun ilerisini gören bir tepenin üstüne çıkar ve yoldaki insanlara yolun ilerisini anlat-maya çalışır.



Bu yazi 4843 defa okundu.






Bütün Yazarlar



Kullanıcı:
Şifre:
 
(Üye Ol!)
(Şifremi Unuttum!)


Üye Sayısı: 604

Haber Arşivi
Haber Bantları

Haftanın Konusu:
Çocuğumuzun Okul Başarısı Neden Önemli?

Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi. Adam, bunun bir kelebek kozası olduğ
Hayatın İçinden Arşivi


Eğitim Portalı, Samanyolu Eğitim Kurumları tarafından hazırlanmaktadır.
Eğitim Portalımız en iyi 800x600 ve üstü ekran çözünürlüklerinde görünmektedir.