Eğitim Portalı
Emepya Eğitim Metodları Proje Yarışması
Son Eklenen Dosyalar
Fotoğraf Galerisi
Mehmet (2. Bölüm)
Mehmet (2. Bölüm)

Mehmet (2. Bölüm)

Mehmet (2. Bölüm)

 

 

Yaşlı bir çoban köpeği sisin içinde, yiyecek bulma umuduyla burnu yerde dolaşıyordu. Her zaman duymaya alışık olduğu insan seslerini duyamayan köpek huzursuzdu. Sahipleri de ortadan kaybolmuş, kendisini aç bırakmışlardı. Etraf o kadar sessizdi ki köpeğin sabırsız solukları yankılanıyor gibiydi. Birden köpeğin burnuna tanıdık bir koku geldi. Efendisinin kokusuydu bu. Küçük bir umutla kuyruğunu sallayarak kokuyu takip etti. Kokunun son bulduğu yerde bir başlık duruyordu. Çamura bulanmıştı ama altın süslemeleri hala fark edilebiliyordu.Bu güzel başlık birkaç hafta önce...

Sessizliği sabırsız nal sesleri titretti. Yaşlı çoban köpeği kulaklarını dikip beklemeye başladı. Birden iri bir at sisi yararak köpeğin üstünden atladı. Köpek olduğu yerde kaldı şaşkınlıkla. Sonra atın ardında bıraktığı kokuyu tanıyarak havlamaya başladı.

Mehmet sisin içinden etrafı görmeye çalışıyor, bir yandan da yarı yıkık evlere girmemeye dikkat ediyordu. Tan çok huzursuzdu. Mehmet'in kederini duyabiliyordu adeta. Derken köpeğin sesi duyuldu. Mehmet gelen yaşlı köpeği tanıdı. Gülizar'ın yaşlı çoban köpeğiydi bu.Gözleri nemlenerek görüşünü kararttı.Tan'ı ilerleterek köyün meydanına doğru geldi.Ne aradığını bilmiyordu. Sadece gelmişti. Belki kurtulan olmuştur diye umutlanmıştı ama köyün bu hali Slorya'nın üzgün sözlerini doğruluyordu.

Ayağının dibinde kuyruk sallayan köpeğe erzakından bir parça verdi.

-Haydi oğlum, artık gidelim...

Mehmet son bir defa etrafına baktı ve bir daha dönmemek üzere Kurşunlu köyünden ayrıldı. Acısını paylaşırcasına yaşlı çoban köpeği uzun uzun uludu...


*****


13, 14 yaşlarında bir çocuk, kapkaranlık ormandan nefes nefese koşuyordu. Alnından süzülen ter damlacıkları gözlerinin önüne geliyor, çocuğa düşecekmiş hissini veriyordu. Ama arkasına bakmak için bile duramazdı. Ermeni acımasız olurdu. Elinde ne varsa alırdı. Arkasındaki soluklar yaklaştıkça çocuğun kalbi daha hızlı atıyordu. Birden omzunda bir acı hissetti. Ve ardından gelen sıcaklık... Arkasına baktı ve nefesini tuttu!


*****


Mehmet birden gözlerini açtı. Ter içindeydi ama üşüyordu. Gördüğü rüya o kadar gerçekçiydi ki, bir an nefessiz bırakmıştı Mehmet'i. Bir çıtırtı duydu o anda. Dinlemeye başladı. Ve ağır bir şeyin otların üzerine yıkılması... Slorya'nın verdiği hançeri alıp sessizce sesi duyduğu yere doğru koşmaya başladı. 30 adım ancak atmıştı ki onları gördü. Omzundan kanlar akan bir çocuk ve bir eliyle onun ağzını kapamış, diğer eliyle de ceplerini arayan iri cüsseli bir adam. Mehmet'in düşünmesine gerek yoktu. Kısa ama keskin bir bağırışla adamın dikkatini dağıttıktan sonra atlayıp hançerini adamın şahdamarına sapladı. Adam Mehmet'i görememişti bile.

Mehmet çocuğa döndü ve bayılmış olduğunu gördü. Kan kaybettiği için suratı bembeyazdı. Mehmet onu kamp kurduğu yere taşıdı. Bıçağı çıkarıp yarayı sıkıca sardı.

Çocuk uyandığında yakaladığı tavşanı pişiriyordu Mehmet. Çocuk birkaç lokma yedikten sonra kendine geldi ve olanları anlattı. Çocuk haber göndermek üzere bir köyden başka bir köye gönderilmişti. Ama dönüşte yolunu şaşırmış ve ormanda kaybolmuştu. Başıboş bir Ermeni, çocuğun yaptığı iş karşılığı aldığı birkaç kuruşa göz dikip peşine düşmüştü. Mehmet rüyasını hatırlayıp irkildi. Ama üzerinde fazla durmadı.

- Bunları al ağam. Hayatımı kurtardın.

Ermeni'nin göz diktiği zavallı miktardaki parayı Mehmet'e uzattı çocuk.

- Paranı almak için kurtarmadım seni. Bundan sonra canına sahip ol, başka bir şey istemez.

Mehmet tersler gibi yaptı çocuğu. Çocuk kızararak yere baktı.

Gündüz vakti çocuğu yolcu ettikten sonra Mehmet yoluna devam etti.

Nereye gittiğini bilmiyordu. Bazen ormanda, bazen taşlı bir dağ yolundaydı. Aklında hep komplo planları kuruyordu. Ama bunları yapamayacağını biliyordu. Hem gücünün yetmeyeceği için, hem de... Türk'e intikam almak yaraşmadığı için.

Bu olaydan 3 gün sonra yine kamp kurup ateş yakmıştı gece için. Bu kez bir tarlada, bir çınar ağacının altındaydı. Karanlık olunca uzanıp yıldızları seyretmeye başladı. Tan'la sohbet ederken uyuyakalmıştı.


*****


Uykuda olduğunu, rüya gördüğünü biliyordu aslında. Ama uyandıramıyordu kendisini. Rüyasında kendisi değil, başka bir adamdı. Cılız, sinsi bakışlı bir adam. Bir kulübeye girmeye çalışıyordu... hırsızlık için. Mehmet gerildi, durmaya çalıştı, ama ellerine söz geçiremiyordu. İncecik bir telle kapıyı kolayca açıp içeri süzüldü. Bir kedi gibi sessizce ilerliyordu. Hışırdatmamaya çalışarak cebinden bir bez torba çıkardı. Etrafındaki eşyaları seçmeden içine doldurmaya başladı. Mehmet soğuk soğuk terliyor ama bir yandan da haince gülümsüyordu! Korku aklını uyuşturmaya başlamıştı. Eşyalarla işi bittikten sonra içeriye yöneldi. Ev sahibinin hafif horultusunu işitebiliyordu. Onun yanında bir oda daha vardı ki, aslında eve onun için girmişti. Mehmet'in solukları hızlandı. Durduramıyordu kendini. Tıpkı bir kukla gibi oynatılıyordu. Kapıyı gıcırdatmamaya dikkat ederek açtı. İşte ordaydı. Yatağın bir köşesine kıvrılmış, sessizce uyuyan masum görünüşlü bir kız... Mehmet koynundan bıçağını çıkardı. Eğer kız bağırırsa, bunu kullanacaktı. Yaklaştı... yaklaştı...

- Hayır...dur...Allah’ım...Hayır!!

Şiddetli bir titremeyle uyandı Mehmet. Solukları düzensizdi. Korkudan her yanı uyuşmuştu. Bildiği tüm duaları okuyarak Allah'a sığındı. Tan'ı da uyandırmıştı bağırtısıyla. At sinirli sinirli yeri eşeliyordu. Mehmet derin bir soluk alıp sakinleşmeye çalıştı... ve duydu. İnce ve çaresiz bir çığlık karanlığı yarıp Mehmet'in kulağına ulaştı. Mehmet bunu duymayı bekler gibi Tan'a atladı. Son sürat koşarlarken ileride bir kulübe göründü. Mehmet'in kamp kurduğu tarlanın sahibinin kulübesiydi bu. Mehmet hızlandı. Kulübe yaklaşınca Tan'ın durmasını beklemeden aşağı atladı ve gölge gibi koşan adamı gördü. Bu rüyasındaki adama benziyordu. Mehmet iki üç adımda hırsıza yetişti. Diz çöktürüp hançeri boğazına dayadı.

- Ne işin vardı o evde, konuş bre!

Adam acınası bir şekilde ağlamaya başladı.

- Kurbanın olam ağam, kıyma canıma ağam!

Mehmet adamın suratına tiksintiyle bakıp ensesine bir yumruk indirdi. Adam anında bayılıp yere yığıldı. Mehmet öfkesinden adamı parçalamak istiyordu ama kendisini tuttu. Onun yerine sinirini yatıştırtacak bir şeyler bulma umuduyla çevresine bakındı. Arkasına dönünce nefes nefese kalmış tarla sahibini gördü.

- Geçmiş olsun... Birine zarar vermedi ya?

- Allah razı olsun yiğidim. Nerden çıkıp yetiştin bilmem ama bizi büyük beladan kurtardın. Kaçtır dadanıp duruyordu bu herif, yakalayamadıydık bir türlü. Kızımı yaralamış omzundan, şerefsiz... Artık yarın götürür kadıya teslim ederim.

Adam çabuk çabuk anlatıp, soluklanmak için durdu.

- Bu gece bizde kal aslanım, olur mu?

Mehmet adamın anlattıklarını yarım yamalak dinlemiş, adamın sorduğu soruyla kendine gelmişti.

- Allah razı olsun... ama benim... benim gitmem gerek...

Mehmet'in yüz ifadesindeki bir şey adamı korkuttu ve daha üstelemedi. Mehmet Tan'ı alıp yattığı yere geri döndü. Öfkesi geçince korkusuyla baş başa kalmıştı. Bu iki oluyordu. Rüyasında gördüğü kötü olaylar anında gerçekleşiyordu. Mehmet birden ürperdi. Yakındaki çeşmeden akan buz gibi suyla abdest alıp yattı. Allah'tan rüya göstermemesini dileyerek uykuya daldı.


*****


Sabah uyandığında ilk işi rüya görmediği için şükretmek oldu. Ama bu böyle olmayacaktı. Bir şekilde durmalıydı yoksa aklını kaçıracağını hissediyordu Mehmet. Rüyaları görmemiş, adeta yaşamıştı. Ve bu da onda şok etkisi oluşturmuştu.

- Yok, olmaz böyle. Aklımı iyice kaçırmadan en iyisi bir köye gidip yerleşmek.

Kararını verdikten sonra gideceği köyü düşünmeye başladı. Kimseyle konuşmak, üzüntüsünü paylaşmak istemiyordu. Gideceği yerde kimse onu tanımamalıydı. O zaman, civardaki köylerden vazgeçmeli, uzaklara gitmeliydi. Zaten ne yapıyorum? diye düşünüp acı acı güldü.


*****


Kararını verip yola koyulduktan 6 gün sonra, düşündüğü gibi küçük bir köy bulmuştu Mehmet. Ama yolculuk hiç de kolay olmamıştı. 6 gün içerisinde 4 rüya görmüştü ve hepsi de anında gerçek olmuştu. Uyumaya korkar olmuştu Mehmet. Gördüğü rüyalar sayesinde ikisi çocuk, beş kişiye yardım etmiş, yüklüce hayır duaları almıştı. Ama ruh sağlığını giderek yitirdiğini hissediyordu.

Köye varınca ilk önce köy ağasından kalma izni istemeye gitti Mehmet. Umduğundan iyi karşılanıp ilk hafta ağanın evinde misafir edildi. Bu sırada boş durmayıp kendine küçük bir kulübe inşa etti köylülerin yardımıyla. Kulübesine yerleştikten sonra kendine ok ve yay yaptı, ilk avladığı ceylanı ağaya hediye etti.

Ağanın adı Ömer idi. Ömer ağa Mehmet'e kimin neyisin, nereden geldin diye sormuş, karşılığında bilmece gibi cevaplar alınca kurcalamaktan vazgeçmişti. Kötü birine hiç benzemiyordu Mehmet. O yüzden köye alırken tereddüt etmemişti. Ama Mehmet'in içine kapanık oluşu Ömer ağayı meraklandırıyordu.

Mehmet'in yeni evine yerleşmesiyle köydeki herkes elleri dolu vaziyette Mehmet'i ziyarete gelmişlerdi. İyi niyetli sevimli köylüler Mehmet'i sevmişlerdi.

Yeni evinde geçireceği ilk gece, uyumamak için çok oyalandı Mehmet. Gidip Tan'ı yeni ahırında ziyaret etti, evin etrafında tur attı, ama uyku sonunda galip geldi.

Dualar okuyarak yattı... ve ertesi sabah, dinlenmiş bir şekilde uyandı.

- Şükürler olsun, kurtuldum artık kabuslardan. Buraya gelmek iyi geldi bana.

Ama, yanılıyordu.Mehmet'in ''kabusları'' ilk üç gece onu rahat bıraktı. Ama sonra...


  Aslı Nur Yalınkılıç


 

Eğitim Portalımızda yayınlanan tüm yazıların telif hakları ve doğabilecek sorumluluklar yazıyı yazan kişiye aittir.

Tarih:10.07.2010 17:20:50 Kez okundu.286


Bookmark and Share Diğer Tarih Sayfaları Arşiv

Dizin1
Dizin1
Dizin1
Eğitim Portalı Eğitim  Portalı Samanyolu Eğitim Kurumları Samanyolu Eğitim Kurumları & Atlantik Eğitim Kurumları Atlantik Eğitim Kurumları nın Katkılarıyla Yayınlanmaktadır.
Güncel Haberler