Padişah’ın siniri çakmak çakmak olmuş gözlerinden okunuyordu.
O sinirlendiği zaman yanında kimse durmaya cesaret edemezdi. Padişah’ın öfkesi
de merhameti, cömertliği ve en önemlisi de cesareti kadar meşhurdu.
Ama şeyhülislam konusuna dayanarak padişahın alev alev yanan gözlerine korkmadan
bakıyordu. Padişah
- Yeniçeri arasında konuşuyormuş “Küffarın tepesine binmek varken, niye Müslüman
Müslüman’la savaşır?” diye. Biz onlara demedik mi ki İslam birliği olmadan
küffara yüklenmek olmaz diye? Anlamaz mı ki benim tek arzum, tek gayem İslam”
dünyanın baş tacı yapmaktır.
- Anlarlar hünkârım, anlarlar, ancak aralarında bazı fitneciler vardır ki orduya
vesvese verirler. “Hünkâr Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak ister.” Der.
Padişahın gözleri bir anda şimşekler çaktı. Sonra da büyük bir hüzünle Padişah:
- Hocam, velinimetim biz onlara demedik mi ‘İslam birliği tek arzumuz’ diye?
Niye daha sorarlar? Fitne çıkarırlar?
Sonra ani bir kararla:
- Bunu kim demişse hemen bulunsun, bana getirilsin! Şimdi halvet isteriz ve
kendi kendine:
- Saltanat ateşten bir gömlekmiş, verdiler giydik, tenimizi yakacağımıza bile
bile giydik, şimdi biz yanmaya yanmışken, onlar daha bu aşkı niye söndürmek
isterler?
Şair padişah üzgündü. Biliyordu ki bu gece de uykusuzdu. Haritanın başına geçti.
Düşünmeye başladı.
Kapı çaldığında hala düşünüyordu. Kafasını kaldırdı, kusursuz güzellikte
olmasına rağmen sade olan pencereden Boğaziçi’ne güneşin doğduğunu gördü. Güneş
sıcacık ışıklarını suya değdiriyor, suyu okşuyordu. Kâinatın sonuna kadar ve
insan görmek istediği sürece bu güzellik insanoğluna kendini sunacaktı. Kim
bilir kaç aşığı su için aynı leyi düşünmüştü, kim bilir bunu güneş kaç kere
düşünüp onu böyle sevgiyle kucaklamıştı ve daha bunu kaç kişi düşünecekti? İç
çekerek:
—Giriniz, diye seslendi padişah.
İçeri giren memur:
—İstediğiniz gibi fesat çıkaranları bulduk Sultanım,
—Okuyun
Memur okudu tam:
—Tacizade...
Dediği anda Sultan doğruldu, gözleri nemli:
—Tacizade mi?
—Dedi. Sultanın öfkesini bilen memur, önüne baktı, sustu. Neden sonra Sultan:
—Beni yalnız bırakınız, dedi.
Saatler sonra Sultan, Şeyhülislam’ı çağırtarak:
—Tacizade böyle bir kusur işlemiştir. Ne yapmak lazımdır? diye sordu.
Şeyhülislam derhal:
—Suçu sabitse cezası idamdır! dedi, çekildi.
Zaten Tacizade’nin suçunun sabit olduğunu öğrenen Şanlı Padişah
—Canımızdan canımızı alırlar. Ama Hakk dini yolundan canımızı dahi alsalar
dönmeyiz. Bu yol kolay değildir dikenlidir. Ama biz yolumuzdan dönmeyiz. Gereği
neyse yapılacak! Diyen padişah o anda biliyordu ki yolu zordur ama önü açıktır.
Bunun bilinciyle Mısır seferine çıkıldı, Mısır alındı ve gelindi. O şanlı
padişah ki önünde Kâinat’ın en güzel gülü yürüdü, ona yol gösterdi. O da gitti,
aldı ve geldi.
Bu yazı 17313 kez okundu.
Ayşe Elvan Gündüz
Eğitim Portalımızda yayınlanan tüm yazıların telif hakları ve doğabilecek sorumluluklar yazıyı yazan kişiye aittir.
Eğitim Portalı, Samanyolu Eğitim Kurumları tarafından hazırlanmaktadır.
Eğitim Portalımız en iyi 800x600 ve üstü ekran çözünürlüklerinde görünmektedir.